Çalışma Saatleri Üzerine Analiz

Bilmeyenleriniz için; sanayi devriminde insanlar günde 10-18 saat ve haftada 6 gün çalışıyordu. Çalışma saatini azaltmak için az uğraşmadılar. Bir İngiliz 8-8-8 kuramını öne sürmüş: 8 saat uyu, 8 saat çalış, 8 saat eğlen. Sonra Henry Ford bu doğrultuda ilk kararı alarak çalışma saatini 8 e düşürmüş ve çalışma gününü haftada beşe düşürmüş. Ford’un bir amacı da insanlar eğlenceye vakit bulsunlar da arabamdan alsınlar hesabıydı. Hem ekonomi dönsün hem de onlar da mutlu olsunlardı. Sonrasında satışları ikiye katladı ve diğer şirketler de aynı sisteme geçtiler.

Çalışma saati 8e düştü düşmesine ama pratikte öyle olmuyor maalesef. Neden mi? Çünkü 8 saat dediysek bu çalışma hayatı 8 saatle kalsa iyi, ama bir de öğle arasını eklersek 9 saat yapar. Hatta yolda geçirdiğin vakti de iş hayatından sayarsak sabah evden çıktığın zamanla akşam eve girdiğin vaktin toplamı 12 saati bulabilir, ki İstanbul da yaşayanlar için genellikle bu böyledir. Bu az çalışanlar içindi. Bir de günde 9 saat çalışanlar da var. Cumartesi çalışanlardan hiç söz etmiyorum bile, hele ki para için her gün mesaiye kalan işçilerden hiç hiç…

Evet 8 saat kemiksiz çalışılıyor ama 8 saat kemiksiz eğlenilmiyor. Neden? Çünkü iş için geçirdiğin vakit 8 değil de 11-12 saat. Kaldı mı sana 4-5 saat eğlence… Tabi eğlence demişken bu da full time eğlenceyle geçmiyor. İki nedenden ötürü: birincisi kişinin temel ihtiyaçları var bunlar da zorunlu olarak yapılmak zorunda. İşten geldin terledin duşa gir, hazırlanmasıyla bakımıyla 20dk; yolda geçirdiğin vakit insanı yorunca haliyle bi oturup dinlenmek gerekiyor boş boş telefonla oynayıp tv izlemek derken en az 40 dk da ona gitti; eve geldin yemek hazırla veya (maaşın yetiyorsa tabi) dışarı yemeğe git, nerden baksan en az bir saat sürer; çamaşırıydı, kuaförüydü, tırnak bakımıydı, ütü yapmasıydı, bulaşığıydı, ev temizliğiydi, derken her gün olmasa da haftaya yayınca yine günde bir saate denk gelen bu rutin, zevksiz ama yapılması gereken işler de bizim eğlence zamanımızdan çalıyor. Toplamda 3 saat de buraya gitti mi… Yalansa yalan diyin yani.

İkincisi, en güzel ve verimli saatler işyerinde geçiyor. İşten sonra hava kararıyor. Hem zaten işimiz genelde kapalı alanlarda geçmiyor mu? Ne diye gün ışığımızı israf ediyoruz? Yani bu durumda da o eşit saatlerde görünen 8-8-8 sisteminin aslında yine eşit olmadığı anlaşılıyor. Hele ki vardiya sistemiyle çalışan işçileri de düşünürsek gece uyumak varken çalışan, gündüz de eğlenmek varken uyumaya çalışan bir bünyeden kalan zamanlarda eğlenmesini bekleyemezsiniz heralde.

Yani bu 8-8-8 kuramında referans noktası fabrikalar olmuş oluyor. Ben şimdi referans noktasını eğlence ve boş zaman olarak alırsam şöyle bir hesap ortaya çıkıyor:

Uyku için;

gece 12 de yatış, sabah 8 kalkış

Eğlence için;

Sabah 8-akşam 4

Çalışma için;

Saat 16 da işe gitmek için evden çık, saat 12 de evde olmak için şirketten çık.

Şimdi çalışma saatini hesaplarsak iki saat yolda geçti, yemekler 30 dklık sürede şirkette yenildi, iş bitiminde şirkette 30dk boyunca duş alındı diyelim. İnternetten evin ihtiyaçları için alışveriş sitelerinde günlük ortalama 30 dk harcandı. 4,5 saat de çalışmaya zaman kaldı.

Bunları böyle yaşayalım diye değil sadece farkındalık olsun diye yazdım. Düşünün efendiler düşünün. Başımıza ne geldiyse ona buna boyun eğmekten geldi. Sorgulayın biraz ey saf milletim. Başımıza ne geldiyse vardır bir bildikleri diyip onun bunun sözlerini dinlemekten geldi.

Neden bu kadar çok zeki ve çalışkan insanlar okulda başarılıyken gerçek hayatta başarısız oluyor?

Şimdi bir lego seti düşünün. Kutusunda uzay mekiği resmi var, kutunun içinde de nasıl yapıldığına dair talimatlar var, talimatta da 10 adım var. Yani her şeyin nasıl yapılacağı belirlenmiş. Siz sadece yönergelere uyacaksanız. Lego diyor ki: “sen canını sıkma, biz senin için her şeyi kolaylaştırdık ve talimatları sana apaçık bir şekilde yazdık. Eğer sadece buna uyar ve istediğimiz şekilde ilerlersen başarılı olacağına hiç şüphe yoktur.”

İşte bu legoyu okul zekisi dediğimiz insanlar iyi bir şekilde yapabilir. Her bir talimattaki adımı okuldaki sınıflar gibi düşünebilirsiniz. Yavaş yavaş ilerledikçe önce matematikte çarpım tablosu sonra fonksiyonlar sonra da türev integralleri öğrenmek gibi adım adım sizi ilerletiyor.

Ama buraya dikkat!!!

Ancak ve ancak talimatları yerli yerinde izleyenler başarılı olabiliyor başkaları değil. Eğer uslu bir çocuk olup talimatlara uyarsanız sizi en sonunda başarılı ilan ediyoruz 😏. Bu şekilde sürüp gidiyor. Talimatları takip ettikçe ilkokuldan liseye sonra da üniversiteye atlıyorsunuz ve bir bakmışsınız ki lego bitmiş. Uzay mekiği yapılmış bile.

Evet şimdi mezun olan okul zekilerimiz dipsiz kuyuya girmiş gibi kendini talimatsız bir dünyada buldu. Şimdi de önünde kaldırım taşları ve arnavut kaldırımları misali sokak legoları var ama legoda hiç talimat yok. Ne yapmak istersen yap. Ama bizimki çok korktu. Hemen kendine sordu “Napacam şimdi ben?”, “Birisi yok muuu? Dileyin benden ne isterseniz yapayım. Yeter ki bana ne yapmam gerektiğini söyleyin. Noluuurrr. 😫” Hemen kendine bir talimatçı (patron) arayışında bulundu ve buldu da. Derin bir ohh çekti ve secdeye kapandı.

Eee alışmış kudurmuştan beterdir. Talimatsız yapamıyoruz. Eğitim sistemi siz farkında olmadan sizi talimatlara yani endüstri hayatına alıştırıyor ve bir işe girdiğinizde al kardeşim bunları şunları yapacaksın dendiğinde sana başarılı diyor.

Eğitim sistemi sana NE düşünmen gerektiğini öğretiyor, NASIL düşünmen gerektiğini değil.

Ama bazıları da var ki bu sokak legolarıyla kendi kendine istediği şeyi yapıyor, kendi talimatını kendi oluşturuyor. İşte gerçek erdemli insanlar onlardır. Talimatlara insanlar değil bilgisayarlar uyar, makineler uyar ama bizler sadece birer uyarıcıyız. Eğer atalarınızdan gördüğünüz üzere hayatınıza devam etmekte ısrar ederseniz atalarınız gibi siz de hep ömür boyu hiç başarılı olamayacaksınız.

Nasıl başarılı olacaksın?

Lego kutusunun dışına çıkarak, talimatları çöpe atarak. Kendi yenilikçi fikirlerini oluşturarak. Yenilikler otomatize edilerek oluşmaz. Okul herkesi eşit kabul eder ve aynı şeyi dayatır. Amacı insanları efektif kullanmak ve çalıştırmaktır. Talimatlara uyarak üretimin hızlandırılmasına katkıda bulunursun ve sayende her şey tıkırında işler. Sana gayet minnettarlar çünkü çok ucuza büyük işler çıkarıyorsun.

İşte biz size böyle açıklarız neden başarılı olamayacağınızı. Hala düşünmez misiniz?

Bonus: İşte bu nedenledir ki bu gençler mezun olduktan sonra hayatı anlamsız bulup depresyona girerler. Onlar talimatları ilah edinmişlerdi ve talimatları kaybolunca hayatın anlamı da kayboldu ve de içlerini bir sıkıntı sardı.

Source: Hector Quintanilla

Havalimanı Giden Katı Taksi Serüveni

f_sd_696181131417[1]

Bir gün rahmetli Atatürk Havalimanı’ndan yakın ama bir o kadar da toplu taşımayla gitmenin eziyet olduğu bir semte gidecektim ve taksi kullanmak istedim. Tabii bende taksiye tam tarife para verecek göz var mı hiç. O anda aklıma bir şey geliyor. Bunu denemeliyim diyorum.

Şimdi havalimanı taksicileri havalimanından kalktığı için gelen katından hareket ediyorlar ve onların yolculardan beklentisi çok büyük. Zaten söylediklerine göre saatlerce bekliyorlarmış sıralarını, şöyle uzak ilçelere müşteri götürsem de kısa yoldan zengin olsam hevesindeler.

Bir de dışarıdan havalimanına müşteri getiren taksiler var tabii. Onların mıntıkası giden katı!! Yani benim hedef noktam. Taksiciler giden katına gelir ama burdan büyük ihtimalle boş dönerler, havalimanına inen kişinin ne işi olur giden katında, hepsi gelen katında çünkü.

Neyse efendim gelen katından giden katına yürüyen merdivenlerle çıkıyorum ve kapıdan dışarı çıkıyorum. Yola doğru yürüyorum. Taksileri görüyorum insan ve bagaj indiriyorlar ve boş boş ayrılıyorlar. Ön tarafta gördüğüm 3 taksi hariç, onlar beni bekliyor herhalde. Ben olmasam kimi bekleyecekler acaba diye de düşünmeden edemiyorum. Gidiyorum taksilerin yanına, normalde en öndeki taksi mantıken daha çok beklemiş olacağı için müşteriden beklentisi büyüktür diye en arkadaki taksiye yanaşıyorum ve ona reddedemeyeceği bir teklif yapıyorum:

  • (Normalde 40tl tutacak olan bir mesafe için) Beni 25tl ye -haritada göstererek- şuraya götürür müsün?
  • Taksimetre ne derse onu alırız.
  • Taksimetreyi kabul etseydim gelen katından havalimanı lisanslı taksilere binerdim.
  • Valla olmaz yani.
  • 30tl nasıl?
  • Kusura bakma olmaz.
  • (İçimden diyorum herhalde tüm taksiciler böyle, hiçbiri kabul etmeyecek teklifimi. Bari 5 lira altına versin de hadi en azından uğraştığıma değsin diyorum) 35 olsun hadi.
  • Altı üstü 5 lira için mi bu kadar uğraşıyorsun.
  • Madem altı üstü 5 lira, sen uğraştırma adamı.
  • Hocam gel götüreyim normal şekilde. Olmaz o dediğin.
  • (Tamam kardeş tamam sen kaşındın.) Öndeki taksiye sorayım o da taksimetre diye tutturursa söz sana binecem. (Çok beklersin. Giderim gelen katından binerim daha iyi)
  • Tamam ama kabul etmez kimse.
  • Tamam bi soracam işte.

Öndeki taksiciye yanaşıyorum:

  • Şuraya 25tl ye götürür müsün hocam?
  • Bi bakayım haritadan neresiymiş orasııı… Olur gel.

 

Bir çalışanın / işçinin maaşı ne kadar olmalıdır?

Bir maaşın tutarı ne kadar olmalıdır. Yemek yemek, barınmak, giyinmek dışında; gezmek, araba almak, tatil yapmak da çalışanın hakkı mıdır?

Aylık ücretin değerini belirleyen şey nedir? Beyin gücü daha fazla maaş alırken beden gücü neden daha az alır?

En düşük gelir ne olmalıdır?

Eğer işçinin bir günü sadece işte ve evde geçiyorsa buna yaşamak denir mi? Bu şekilde yaşayacaksaydın ne diye köyünü terk ettin? Köyde en azından kendine hizmet ediyordun yine ev iş arası gidip geliyordun. Ama şimdi gelmiş başkasının hizmetini yapıyorsun ve köyden daha stresli bir hayat yaşıyorsun. Sağlıksız ürünleri tüketmen de cabası. Ya da onu bile tüketemiyorsundur. Kendinden çok başkalarını zengin etmiyor musun? Duvarlarını ördüğün inşaatta bir ev alabiliyor olman lazımdı. Köyde örseydin alır mıydın peki? Çikolata tarlasında çalışıp çikolata yiyemeyen Afrikalı işçiler aklıma geldi şimdi.
Bu kadardı. 

Cahiller

Cahiller gibi mutlu olmak vardı şimdi

Hakikati görmeden kendini kandırarak

Cahiller gibi gülmek vardı şimdi

Tüm dertleri gözardı edip hunharca

Cahiller gibi sevişmek vardı şimdi

Düşünmeden, aniden, öylesine…

Cahiller gibi kırk fırın ekmek yemek vardı şimdi

Etten, tavuktan, balıktan, proteinden habersiz

Cahiller gibi uzun uzun tartışmak vardı şimdi

Elini taşın altına koymadan, sadece eleştirerek

Cahiller gibi namusçu geçinmek vardı şimdi

Sanki hayatında hiç halt yememiş gibi kınayarak

İslam!… Hangi islam?

İslam ülkelerine bir bakın, bir daha dünyaya gelecek olsanız ve bir ülkede doğma tercihiniz olsa İslam ülkelerini mi seçersiniz yoksa Avrupa ülkelerini mi? Yaa noldu İslama? Demek ki her şey İslam değil. Her şey din değil. İslam iyiyi emreder kötüyü men eder ama kimin umrunda. Sonuç ortada. Tüm ahlaki kötülükler, insanların hakkını yemeler bizde. -İçki ve domuzu karıştırmayın şimdi, onlar bireysel günahlar.- Müslüman doğdun diye adam olmadın. Müslümanlığı sen seçmedin bile, seçemedin. Anan baban neyse onu kopyaladın sen. Avrupa’da doğsaydın islamı seçecek miydin acaba? Seçmedin diye kalbin seni rahatsız edecek miydi acaba? Noldu, gerçekleri duymak moralini mi bozdu?

Aaa sen beni çok yanlış anladın islamı suçlamıyorum ben, sadece iyi insan ve iyi devletin dinle alakasının olmadığını vurguluyorum. Yoksa Hristiyan olan Güney Amerika ülkelerinde veya Hindistanda da vaziyet bazı İslam ülkelerinden beterdir. Bunu kimse inkar edemez ama sen kendi haline bakmalısın. 

Sonuç olarak dinin iyilikleri emretmesi yetmez emirlere uymak gerekir, yok sen uymazsan zaten İslam ülkesi olamazsın. Adın İslam ama için fesat senin. Şu yaşayışına bak hangisi İslama uygun? Bırakın bu din ayaklarını. Ne için yaşadığını bile bilmiyorsun. Sana söylenen neyse, çevrende gördüklerin neyse onu yapıyorsun. Kendini kandırarak yaşıyorsun. Doğru olanın böyle olmadığını bile bile yaşıyorsun. Bir İslam ülkesinde yaşadığın için kendine acımalısın. Allah’ın selamı Avrupa’nın üzerine olsun. Nitekim oldu da.

Fetih Şiiri

Tarihi kayıtlara göre Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden önce 1452 yılının sonlarında yazdığı düşünülen şiiri

Elim kolum bağlı, nedir bu çektiğim çile

Uslu olsunlar diye uyardım sert bir dille

Muradımdır İstanbul benim olsun ille

Ve inanıyorum olacak büyük ihtimalle
*****
Vuracağız çehresine gavurun bin bir sille

Yekbeyek fırlatacağız ne varsa top gülle

Raks edeceğiz akabinde eteklerimiz zille

Korkmayın yakındır fetih. Allah azze ve celle